blank

Bu Manzarada Üşümek Bile Bir Zevk

Buzulların büyüleyici mavisi, derin bir sessizlik, usta komedyenleri kıskandıracak penguenler, soğuğa meydan okuyan kuşlar, denizaslanları… Tüm bu güzellikleri TV’de izlemek yerine yerinde yaşamak için her yıl binlerce gezgin Arjantin’in güney ucundaki Ushuaia’dan kruvaziyerlerle yola çıkıyor. Okyanus aşıp Antarktika’ya ulaşıyor. Okurumuz Levend İskit “Üşüdüm ama değdi, üşümek de güzelmiş” diyor.

Başkent Buenos Aires’ten uçağımız bir saat rötarla kalkıyor. Antarktika gemimizin kalkacağı Ushuaia’ya inişte yolcuların yarısının bavulu uçaktan çıkmıyor. Benimki de… Otele gönderecekler. Neyse ki Arjantin Havayolları’nın sürprizleri konusunda önceden uyarılmıştık. Ushuaia’ya en az bir gün önce gitme önerisini dikkate almıştık. Gemiye bavulsuz binmek ciddi problem olabilirdi.

KÜÇÜK GEMİ AVANTAJI

Gemimiz Ushuaia 80 kişilik. Antarktika kıyılarında aynı anda en fazla 100 kişinin karaya çıkmasına izin veriliyor. Büyük gemilerdekiler küçük gruplar halinde, kısa süreliğine karaya çıkabiliyor. Küçük gemiyle tur bu açıdan avantajlı. Çünkü yolculuğun en heyecan verici yönü penguen, deniz aslanları ve kuşlar arasında dolaşmak, onlara izin verildiği kadar yaklaşmak. Büyük gemiler ise dalgada daha az sallanıyor, kamaraları daha lüks, geniş.

Limandan ayrıldıktan 12 saat sonra adaların arasından okyanusa açılıyoruz. Güney Amerika ile Antarktika arasındaki 900 kilometrelik bölge Drake Boğazı. Bu geçiş yolculuğun en ürkütücü bölümü, çünkü dünyanın en sert denizlerinden biri. Biz şanslıyız. Güneşli, rüzgarsız havada geçiyoruz. Kaptan “Son birkaç yıldır ilk kez bu kadar güzel havaya rastlıyorum” diyor. Albatros ve petrel kuşları karadan çok uzakta bile gemiye eşlik ediyor. Biyoloğumuz da bize bilgi veriyor.

BAVULDAKİ SÜRPRİZ PAKET

Antarktika yakınlarındaki Shetland Adaları’na planlanandan önce varınca, ikinci günümüzde Aitcho’da ekstra karaya çıkış fırsatı yakalıyoruz. Penguenler gerçekten çok sempatik hayvanlar. Paytak yürüyorlar. Erkekler diğer dişilerin yuvasından minik çakılları çalıp gururla eşine takdim ediyor. Hepsi birbirinin yuvasından çakıl çaldığı için devamlı meşguller. Dişiler bir taraftan yavrularını besleyip, yırtıcı kuşlardan koruyor, çakıl hırsızlarına ciyak ciyak bağırıyor, diğer yandan erkeği çakıl getirdikçe pırlanta almışcasına gururla, özenle yuvasına yerleştiriyor. Onları izledikçe evde penguen beslemek istiyor insan. Sonraki günlerde de her karşılaşmamızda keyifle izledim, buraya geldiğim için ne kadar şanslı olduğumu düşündüm.

Gemideki en komik hikaye, bir yolcunun erişkin alt bezi stokuydu. Karaya çıktığımızda tuvaletinin gelebileceğini düşünüp, tedbir alıyormuş. Son akşam gülerek itiraf etti…

ROM İÇİP KENDİMİ BUZLU SULARA ATTIM

Lock Roy’a vardığımızda noel günüydü. Ada 1904’de keşfedilmiş. Bölgede araştırmalar 1944’de başlamış. İngilizler, savaşta Alman denizaltılarını izlemek için adaya gelmiş. Savaş bitince istihbarat istasyonunu yıkıp, uluslararası anlaşmalara göre atıkları bölge dışına çıkarmaları gerekiyormuş. Binayı müzeye dönüştürmeyi tercih etmişler. Personel yazın beş ay geliyor, rehberliğin yanı sıra binanın tüm bakımını yapıyor. Geniş bir gentoo penguen kolonisi de çevrelerinde yaşıyor. Adadaki balina iskeleti bu hayvanların büyüklüğünü hatırlatıyor.

Kıtadaki son günümüzde gezi lideri günlük brifingde şansımızın bu gezide çok çok iyi olduğunu hatırlatıyor. Olağan, zorlu koşullara dönüş sinyali veriyor. Programa göre, yanardağ krateri Kaldera’da karaya çıkılacak. Volkanik aktiviteyle ısınan sularda yüzülecek. Fakat rüzgarın hızı saatte 50 kilometreyi aşınca gemi üç saat ilerideki Half Moon Adası’na yöneliyor. Burada hava güneşli, rüzgar yok. Eski bir balina avcısı teknesi kalıntısının yanında karaya çıkıp penguen ve deniz aslanlarının fotoğrafını çekiyoruz. Sessizliğin keyfini çıkarıyoruz. Havlular gelince soyunuyorum. Genç Amerikalıların rom shot önerilerini memnuniyetle yuvarlayıp, çakıllar üzerinde penguen yürüyüşüyle denize koşturuyorum. Kendimi çok daha kötüsüne hazırladığım için ayağımı suya değdirince ilk şoku atlatıyorum. Balıklama daldığım anda yüzlerce buz kristalinin vücuduma saplanması gibi bir hisle kasılıyorum. Yüzerek ısınma çabam da sonuçsuz kalınca kendimi kıyıya attıyorum. Sanki vücuduma batan iğneciklerin sayısı binleri buluyor. İlk botla gemiye geri dönüp, ılık duş alınca zıpkın gibi oluyorum.

FIRTINA DÖNÜŞTE VURDU

Dönüş vakti geldi. Drake Boğazı’na yaklaşan fırtınaya yakalanmamak için erken yola çıkıyoruz. Sonraki 2 günde, 9-10 metrelik dalgalarla sallanan gemide yürümek, oturmak ve hatta yatakta yuvarlanmadan yatmak başlıbaşına bir spora dönüşüyor. Garsonlar bu sporun ustası. Zaten çoğunluk kamarasına kapanmış, yemek salonu neredeyse boş. Nihayet kuzeydoğumuzdaki adaların korumasına giriyoruz, dalgalar 4-5 metreye düşüyor. Yemek salonu kalabalıklaşıyor. Biralar açılınca durumun normale döndüğü anlaşılıyor. Gemiden ayrılırken, bir haftada dost olan yolcular birbirine aynı temennide bulunuyor: “Birlikte Kuzey Kutbu seyahati yapma dileğiyle…”

SEZON EKİMDE AÇILIYOR

Antarktika, Kuzey Kutbu’ndan çok daha soğuk. 1983 Temmuzu’nda Rus Vostok istasyonunda kaydedilen 89.2 santigrad bir dünya rekoruydu. Bunda irtifanın önemli payı var. Adanın denizden ortalama yüksekliği 3 bin metreyi buluyor. Antarktika’ya yaz ekimde geliyor, marta kadar sürüyor. Bu dönemde kıyılarda sıcaklık 15 dereceye kadar yükseliyor. 24 saat boyunca güneş batmıyor.

BAVULUNUZDA BULUNSUN

  • Üst üste giyebileceğiniz en az iki çift termal çorap.
  • Termal içlik (alt, üst).
  • Su geçirmez pantolon.
  • Güneş veya kar gözlüğü.
  • Su geçirmez mont.
  • Boyunluk.
  • Biri yedek, iki çift eldiven.
  • Sırt Çantası (ipod ve walkmen karaya çıkışlarda yasak)
blank

Heliski Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey

Türkiye’nin kişiye özel tur hazırlayan en gustolu seyahat acentası olan Far’n Away Travel’ın kurucularından Levend İskit, OGGUSTO okurları için tutkunu olduğu Heliski sporunu ve en iyi Heliski destinasyonlarını anlattı.

Eğer kayarken dönüşlerde kayağınızın sert bir zemine değmeyeceği kadar derin ve taze toz kar bulursanız, işte bu cennetin kapıları açılıyor: adeta boşlukta süzülürmüş veya uçarmışcasına ağırlıksız kalma hissi ile doğanın içinde, ağaçlar arasında veya yukarılardan aşağılarda kalan ağaçları seyrederek, hele yüksek bir yerde iseniz, güneşli bir havada aşağılarda kalan bulutları ve bembeyaz manzaraları seyrederek yumuşacık bulutlar üzerinde süzülüyorsunuz, hafif hafif  sıçrayarak pamuk tarlasında dans edercesine sonsuz bir özgürlük hissi ile sınırlarınızı çok daha genişlettiğiniz hissine kapılıyorsunuz. Doğa ile başbaşasınız, sessizlik, sadece karda kayağınızın çıkardığı fısıltıyı duyuyorsunuz. Tertemiz serin hava ciğerlerinizi dolduruyor, enerji doluyorsunuz, hayat doluyorsunuz. Bugün ve bu an hiç bitmesin istiyorsunuz, bir bakıyorsunuz bir sonraki durağa gelmişsiniz ve helikopter sizi bekliyor aşağıda. İşte helikopter kayağı tutkusuna bir kez kapılırsanız, bırakamamanızın nedeni bu his…

blank

Heliski nedir?

Nedir bu helikopter kayağı peki derseniz, kayak için hazırlanmış pistler dışında, liftle ulaşım olmayan bölgelerde kayak yapmak isteyenleri, helikopterlerin başka türlü ulaşım olmayan zirveye bırakıp, kayarak iniş yapılan en heyecanlı ve farklı kayak deneyimlerinden birisi. Genelde ulaşım helikopter ile de olsa, bu bölgelere kar araçları ve kar motosikletleri ile de ulaşım sağlanarak yapılan çeşitleri var. Genelde bölgeyi, dağ ve kar koşullarını, kayak yapmaya uygun rotaları tanıyan ve düzenli takip eden, özel eğitimli dağcılık ve kayak eğitmenleri eşliğinde yapılıyor.

blank

Pist dışında kaymanın en uç noktası olarak heliskiing, doğa ile başbaşa, pistlerden ve diğer kayakçıların kalabalığından uzak, özellikle de toz karda kayak sporunun en keyifli ve eğlenceli hali. Avrupa ve Amerika’da büyük merkezlerde helikopter kayağı yapmak için çok çok iyi bir kayakçı olmanız şart değil, orta ve üzerindeki her seviyedeki kayakçıları kendi seviyelerindeki kişilerle onların seviyelerine uygun rotalar seçerek keyifli bir helikopter kayağı deneyimi sunuyorlar.

blank

Türkiye’de Heliski

Türkiye’de Kaçkar Dağları’nda çok başarılı bir heliski operasyonu var. İsviçreli bir pilot ve yine İsviçreli deneyimli dağcı ve kayak hocalarının eşliğinde, çevresinde ve yakınında pist olmayan Kaçkar Dağları’nda eşsiz bir kayak tecrübesi sunulmakta. Deneyimli helikopter kayakçıları/snowboardcuları için haftalık paketler sunuluyor. Ayrıca bu yıl 2 hafta da Jeremie Heitz ve Ueli Kestenholz gibi önemli isimlerle kaya ve snowboard haftaları olacak, Ueli ile birlikte bu sporun atalarından olan Lazbordcular ile de birlikte de kayılacak. İlk kez denemek isteyenler için de 8-10 Mart arasında 3 günlük özel bir grup oluşturuluyor.

blank

Far’n Away Travel’da Kaçkar dağlarında gerçekleştirilecek operasyon dışında, yurtdışında Kanada, Alaska, Grönland, Himalayalar, Kamçatka ve İzlanda gibi ülkeler de helikopter kayağı yapmak isteyenlere özel geziler de bulunuyor.

Dünyanın En İyi Heliski Destinasyonları

Kanada, Alaska, Batı ABD ve Rocky Dağları, Grönland, İzlanda, Yeni Zelanda,Rusya’da Kamçatka Yanardağları, Kazakistan, Gürcistan, Himalayalar’da birkaç yer, Güney Amerika’da Şili ve Arjantin helikopter kayağının yapıldığı bazı yerler. Avrupa’da İtalya, Avusturya ve İsviçre en fazla heliskiing yapılan ülkeler. Fransa’da yasak olmasına rağmen İtalya’ya yakın yerlerinde müşterilerini İtalya’da kayağa götüren ve hatta bazen sınırın Fransa tarafında da helikopter kayağı yaptıran şirketler var. Kuzey Avrupa’da ise Finlandiya ve İsveç’de yapılıyor, Norveç’de yasak.

blank

Whistler – Kanada

Kanada BlackComb Dağları’nda Whistler heliskiing için en önemli merkez olarak kabul ediliyor. Bir cok şirket heliskiing ve cat-ski denilen kar araçları ile çıkartıp, gün içinde daha kısa mesafe kayılabilen ama çok daha uygun fiyatlı hizmetler veriyor. Bu nedenle de fiyatlar Avrupa’ya göre daha uygun seviyede. Ayrıca Kanada’da Revelstoke da hem kayak merkezi, hem de helikopter kayağı servisleri nedeni ile çok cazip merkezlerden birisi. Revelstoke’u çok cazip kılan birkaç özelliği var aslında, hem kuzey Amerika’nın en yüksek irtifa farkı olan kayak merkezine sahip, 1.000 metre irtifadan 3.000 metreye lift ile çıkıp, mola vermeden, tekrar çıkış almadan 2.000 metre irtifa farkını kayabiliyorsunuz. Ayrıca doğa ve eğitimli pilotlar nedeni ile birçok yerde haftada 3-4 gün olan down-day, yani helikoperin uçamadığı ve heliski yapılamayan gün sayısı tüm sezon boyunca 4-5 gün gibi çok düşük bir seviyede. Bu şekilde hemen her gün uçuş ve kayak zevkine ulaşabiliyorsunuz. Bu bölgenin bir avantajı da farklı irtifalarda farklı doğa ve kar koşullarında kayağa fırsat tanıması. Kar ve hava koşulları uygun olduğunda, yukarılarda sis varken dahi ağaçların arasında görüş mesafesi daha iyi olduğundan 1.000-1.500 metrelerde bembeyaz ağaçların arasında toz karda çok eğlenceli bir kayak yapılabiliyor, hava sıcak ve düşük irtifada kar kalitesi bozulmaya başladığında ise 3.000 metre irtfiaya kadar çıkılan alpin kayak bölgesinde helikopterle kayak sunuluyor. Tabii minik ve sevimli kayak kasabası da akşamları biraz hareket arayanlar için bir avantaj.

blank

Kamçatka – Rusya

Helikopter kayağı için en egzotik yerlerden birisi de Rusya’nın kuzeydoğusunda Bering denizi kıyısında yer alan gayzerleri, yanardağları, vahşi ve sert doğası ile meşhur kayak için oldukça uzun bir sezon sunan Kamçatkadır. Kamçatka’da helikopter kayağı için güvenliğe çok önem veren ve lokal tecrübesi yüksek olan bir operatörle kayak yapmak çok önemli. Zira bu çok egzotik yerde güvenliği Avrupa standartlarında sağlanması ve kullanılan ekipmanın yeni ve modern olması en önemli kriter. Burada daha büyük Rus helikopterleri kullanılıyor, 3 rehberin eşlik ettiği 12şer kişilik gruplarla kayak yapılıyor. Kamchatka görsel olarak sanırım dünyanın en etkileyici doğasına sahip. Çok geniş bir alanda kayak yapabiliyor, aktif yanardağlar arasında, hatta bir noktada aktif yanardağın kraterinin içine kayabiliyor, gayzerler arasında kayak yapabiliyorsunuz. Okyanus kıyısındaki bazı kulvarlarda ise okyanus kıyısına kadar kayaklarınızla gelebiliyorsunuz. Bu yıl hazırlıklı davranıp altımıza mayo giymiştik, zirveden kıyıya kayıp, kıyafetleri çıkarıp 2 derece olan okyanusa attık kendimizi. Sonra da kurulanıp, kayak kıyafetlerimizi geri giyip, okyanus kıyısında enfes bir manzara eşliğinde öğle yemeğimizi yedikten sonra kaymaya devam ettik. Unutulmaz bir deneyimdi…

blank

İtalya & İsviçre Alpleri

İtalya ve İsviçre en fazla kayak opsiyonu sunan ülkeler, buralarda hava ve kar durumuna göre farklı tepe ve dağlara, hatta başka ülke sınırları içinde kayak yaptırma şansları olabiliyor. Bu da orada bulunduğunuz kısa sürede helikopter kayağı yapabilme ve kaliteli kar bulabilme ihtimalinizi arttırıyor. Tabii İsviçre ve İtalya’da yemek ve kalınacak yer kalitesi de en uygun yerler arasında, İtalya’da kalınacak yer olarak daha uygun fiyatlar bulmak mümkün. İtalya’da Mont Blanc ve Gran Paradiso dağları arasında yer alan Valgrisenche vadisinde 20’den fazla helikopter iniş noktası ve 350 km civarında kayılabilecek bölgesi ile geniş imkanlar sunuyor.

blank

Yeni Zelanda

Yeni Zelanda ise Mt Cook ve Queenstown civarında çok güzel manzaralar eşliğinde heliski yapmak mümkün. Dünyanın adrenalin sporları merkezi olmaya aday Queenstown’da kayak tatilinizi sky-diving, bungee jumping ve nehirde dar kanyonlarda çok hızlı teknelerle heyecanlı turlar yapmak gibi bol adrenalinli aktivitelerle birleştirmeniz mümkün.

blank

Güney Amerika

Güney Amerika’da And dağlarında gerek Şili, gerekse Arjantin tarafında heliski yapılabiliyor. Bunu özellikle Patagonya’nın doğal güzelliklerini ve sert doğasını da görmek için bir Patagonya seyahati ile veya her iki ülkedeki çok hızla gelişen şarap merkezlerine ziyaretle  birleştirilebilir.

blank

İlk Kez Heliski Yapacaklara Tavsiyeler

İlk kez helikopter kayağı deneyecek kişilerin öncelikle pist dışında kayak tekniklerini öğrenmek ve geliştirmek için pist dışı kayak teknikleri dersleri almaları ve piste yakın yerlerde pist dışında bu tekniklerini eğitmenler eşiliğinde geliştirmeleri helikopter ile çıkıldığında maksimum keyfi almaları için çok önemli. İlk kez helikopter kayağı yapacaklar için Türkiye’de Kaçkar dağlarında 3 günlük paketlerden birisini veya Avrupa’da özellikle İtalya ve İsviçre’de sunulan tek çıkışlık 200 Euro civarında maliyeti olan turlar hem kendilerini denemeleri, hem ilk deneyimde sınırlarını çok zorlamamaları için uygun fiyatlı, iyi birer fırsat.

blank

Helikoptere inip binerken çıkaracağınız eldivenlerinizin karların erimesi ile ıslanan elinizde ıslanması ihtimaline karşı yedek eldiven taşımanız tavsiye edilir. Çıkışlarda rüzgarlı lift yerine helikopterde oturuyor olacağınız için, aslında eğer hava çok soğuk değilse, kayakta üşüdüğünüzden daha az üşüyorsunuz, çok kalın giyinmek gerekmiyor. Kayakta olduğu gibi gün içinde değişebilecek hava koşullarına uyum gösterebilecek şekilde birçok katlı giyinmek ve sadece termal kıyafetler giymek lazım. Termal içlik ve polarlar arasına yünlü veya pamuklu kıyafetler veya tişört giymemek lazım, zira bu kumaşlar termallerin teri dışarı atma özelliğini taşımayıp teri emerek ıslanıp üşümenize neden olurlar.

blank

El Salvador – Levend İskit Önerileri İle

Levend İskitin Gözünden El Salvador

Orta Amerika turumuzda Nicaragua’dan kısa bir uçuşla San Salvadora iner inmez pasaport kontroldeki görevli hanımın sıcaklığı ile ülkeye içimiz ısınıveriyor. İspanyolca şirince çok gezdiğimizi söylüyor pasaportlarımızın doluluğuna bakarak. Ben de Meltem’i gösterip seyahat acentesi olduğunu söyleyince kadının çok hoşuna gidiyor, o kadar içten ve samimi bir sevinç görüyorum ki yüzünde ‘ne güzel’ diyor, hem sözlerle hem de ruhu ile. Belli ki büyük şehirli değil, en azından ruhen, yaptığı herşeye ruhunun sıcaklığını vererek.

El Salvador 20.700 km2 yüzölçümü ile oldukça küçük bir ülke, ama 6.5 milyon nüfusu ile de km2’ye 286 kişi düşerek en yoğun nüfuslu ülkesi. Sokağa çıktığınızda boş görmeniz imkansız diyorlar. Başkenti San Salvador, Pipiller buraya boş yere ‘Hammock Valley’ dememişler, yüzyıllardır birçok depremle devamlı sallanıyor. Kişi başı milli gelir 3600 USD/yıl. GDP 45 milyar dolar. En büyük gelir çoğunluğu ABD’de olan yurtdışında yaşayan 2 milyon El Salvadorlunun gönderdikleri paralar, ikincisi kahve ve şekerkamışı. Ne yazık ki turizm çok küçükmüş, ülkede 5 turizm acentesi var, 20 kadar da rehber. Jorge de rehberler birliğinin başkanı. Ülkenin kendi para birimi 2001 yılında bırakılmış ve Amerikan Doları benimsenmiş. Asgari ücret de 204 USD. Ülkenin %65’i katolik, %30’u protestan, kalanı da diğer. Ülkenin ismi de dindarlıklarından geliyor aslında, İsa peygamberin acı çeken tüm insanlığı kurtarmak için geldiği inancından dolayı ‘kurtarıcı’ isminin ispanyolca karşılığı olan ‘El Salvador’.

Bütün yıl ortalama hava sıcaklığı çok değişmiyor ve 28 derece civarında. 20 yıldır ARN Partisi, Arena diye anıyorlar, iktidarda imiş, son 2 yıldır solcu hükümet gelmiş ama bundan çok utanarak bahsediyor Jorge, Amerika baskıları ile solculuğu komünistlikle ve tembellikle çok eşleştirmişler, bizim ülkemizin insanları çalışkandır, biz komünist olmayız hiçbir zaman diye hemen açıklama getiriyor.

Güney Amerikanın yerlilerinin Asyadan geldiği düşünülüyor. Bu konuda da 2 teori var, ya Polinezyalıların Hawaii üzerinden Amerika’ya gelmesi ile, ya da ikinci tez olarak da Bering boğazının donması ile insanların yürüyerek Sibirya ve Alaska üzerinden aşağılara inmesi, ki ikinci tez daha çok kabul görüyor. Bu ilk yerlilere Olmecler deniyor. İÖ 1300 civarında Maya uygarlığı doğuyor, İS 900 civarında izleri yokoluyor, Aztekler daha uzun süre devam ediyor. Pipiller ise Azteklerin El Salvador’un olduğu yerlerde yaşamış olan torunları, bugünkü El Salvadorluların ataları. Joyo de Ceren normal insanların yaşadıkları bir yerleşim yeriymiş, ana seremoni tapınağı da San Andres’de, araları 5 km kadar. Joyo de Ceren tesadüfen burada ambar yapılırken kazıyı yapan işmakinesinin makinistinin farketmesi ile bulunuyor ve bir Amerikalı arkeolog yardımı ile kazılar başlıyor.

San Andres’de birkaç tapınak var, herbiri defalarca yeni gelen kültür tarafından eski tapınağın üzerine ve etrafına birşeyler eklenerek yapılmış. Bir de tapınakların arasında top oyunu sahası var, etrafında tribün görevi görecek tepeler de duruyor. O zamanlarda Meksika’da oynanan top oyunu gibi halka yok, hedef topu yere düşürmemek. Eklemlerle vurulabiliyor sadece bu topa, topun ağırlığından dolayı da meşin koruyucular takılıyormuş eklemlere.

Bir miktar tartışma var bu konuda ama güçlü inanç yenen takımın kaptanının kurban edildiği, zira bu oyun kutsal bir oyun ve tanrıların onuruna oynanan bu oyunu kazanan takımın kaptanın başı kesilerek kurban edilince tanrılar katına çıktığına inanılıyormuş.

Santa Ana küçük bir şehir, büyükçe bir gotik kilisesi var. Santa Ana Aziz Meryem’in annesi imiş, yani İsa’nın anneannesi. Burada nakitimiz bittiği için bir alışveriş Mall’una gidiyoruz. Mall gençler dolu, özellikle uluslararası fastfood markalarının olduğu yemek yenilen kısmın sanırım %90’ı gençler. Burada yemek hiç ucuz değil El Salvadora göre, ortalama yemek 6 USD diyor Jorge, 6 dolarlık yemekten hergün yesen bir kez ayda 180 dolar eder, 204 dolar kazanan bir adam yapamaz bunu diyor. Sonra da kalabalığı biraz da okullar açılacak bu dönemde Amerikadaki akrabalardan para gelir, hem okul alışverişi hem de biraz böyle yemeğe para harcarlar diyor.

La Ruta Flores üzerinde birkaç köyün olduğu bir rota. Ülkenin turizmini nasıl geliştirebiliriz diye Turizm bakanlığı bir danışman tutuyor ve danışman da ülkeyi dolaşıp diğer ülkelerin buradaki birçok öğeyi zaten çok güçlü bir şekilde kullandığı için farklılaşma problemi olduğunu tespit ediyor. Guatemala=tarih, kültür, Mayalar, lokal insanlar, Costa Rica= doğa, ekoturizm ve ordusu olmayan bağımsız stabil barışcı ülke, Nikaragua= doğa, yanardağlar, yeni yeni ekoturizm, koloniyel OrtaAmerikanın en eski şehri, Panama= transit ülke, hub, yeni yeni doğa ve ekoturizm. El Salvador’da hepsinden biraz var ama marka olacak kadar da güçlü ve farklı değil. Danışman lokal insanlarla entegrasyonun, kaynaşmanın az olduğunu, El Salvador’un bu konuda çalışabileceğini söylüyor ve köyleri daha cazip festivaller ve köy aktiviteleri ile canlandırarak turistik bir cazibe yaratılabileceğini öneriyor.

İsmi La Ruta de la Flores ama yolda çok da fazla çiçek görünmüyor, bunu da kompanse etmek için yol boyunca direkleri ve köylerdeki birçok binayı rengarenk çiçeklerle boyamışlar, böylece kimse de artık çiçek yok diyemiyor. Köylerde elişleri satılan sokak pazarları ve son köy olan Juayua’da bir de sokak tezgahlarından oluşan bir yemek pazarı var. Son durağımız olan bu köyde yemeğimizi yiyoruz, tüm tezgahları dolaştıktan sonra ben biryerden taze mısırı ezerek yapılan önce dağılmasın diye muz yaprağında pişirilmeye başlayıp, sonra sıcak tezgahda pişirilen tatlı tuzlu tortilla, başka bir yerden iki tane minik sosis ve sosisin yağında pişmiş tortilla,  bir de pirinçli fasulye ezmesi alıyorum bu yemek pazarını kurma fikrini atıp belediyeyi buna razı eden çiftlik sahibinden. Meltem de bir et ve karides karışık şiş alıyor, benim toplam aldıklarım 2.85 USD, Meltem’inki pazarın en pahalı yemeği, 5.5 USD. Afiyetle hepsini yiyoruz. Pazarda dolaşırken Jorge bize Mango Verde yani yeşil mangoyu gösteriyor bir naylontorbanın içinde satıyorlar, çok güzeldir deyince alıyorum denemek için. Yeşil minik mangoyu soyup doğruyorlar, üzerine misket limonu suyu, tuz, öğütülmüş kabak çekirdeği ve acı sos. Güzel birşeymiş, çok acı da değil. Ayrıca Bupusa’yı da mutlaka denemelisiniz, kıymalı mısır unundan yapılmış börek, oldukça lezzetli.

La Ruta de la Flores yolunda kahve bahçeleri ve tesisleri var. Çok sevdiğimiz İlly de burada bir yerden alıp işlettiriyormuş kahvesini. Yüksek yerlerde kahve daha kaliteli oluyormuş, bu nedenle de iyi kahve markaları birer sınır koyuyorlarmış, bir kısmı 1200 bir kısmı 1500 metrenin altında yetişmiş kahve almıyorlarmış. Bazı iyi markalar fırında kurutma istemiyormuş, mutlaka 2 hafta sadece güneşte kurutma istiyormuş.

Ruta Flores dönüşünde La Libertad’a deniz kıyısına gidiyoruz, yaklaşık 1.5-2 saat sürüyor. Deniz kıyısı da volkanik olduğu için siyah kumlar ve plaj, güneşi daha çok çekip ısınan kumlarda doğal olarak da öğle güneşinde ya terlikle denize gitmek lazım, ya da seke seke oy oy sesleriyle ateşte yürüme antremanı ile. Yanyana birçok otel ve restoran var kıyıda. Çok keyifli ve şirin otellerin önünde bol bol dalga sörfü yapan gençler ile olduça şirin bir kıyı kasabası La Libertad.

Cerro Verde yanardağı da mutlaka görülmesi hatta biraz tırmanmayı göze alıyorsanız tepesine çıkıp halen bir miktar gaz çıkaran tepesine de yürüyebilirsiniz. Cerro Verde’ye çıkan araba yolu kahve bahçeleri, evler ve şirin köyler arasından döne döne çıkıyor. Çıkarken tepenin yamaçlarındaki büyük krater gölünün kıyısındaki villaları tepeden görebiliyorsunuz, hepsinin göle uzanan birer iskelesi var. Manzara oldukça çarpıcı, tüm zenginlerin burada evleri olurmuş.

Levend İskit

blank

Zambiya – Levend İskit Önerileri İle

Levend İskit’in Gözünden Zambiya

Muhteşem Viktoria Şelalerinin evsahibi, etkileyici vahşi doğal hayatı, benzersiz safarileri, macera dolu spor ve gezileri, zengin kültürü ve cana yakın halkı ile çok bilinmeyen ama keşfedilmesi gereken çok güzel bir ülke Zambiya.

Sadeliği, etkileyici doğası, birçok kısmında insanın ruhunun genişlemesine yer veren boşluğu, içini ısıtan halklarının doğal sıcaklığı ile Afrika beni gezdiğim kıtalar arasında hep en çok ve derinden etkileyeni oldu. Zambiya da tam bu tanıma uyuyor.

İlk kez Botswana Maun’da bir genç bana Merhaba’dan sonra ‘Afrika’ya ilk gelişiniz mi?’ demişti, sonra birkaç ülkede daha aynı soru ile karşılaştım, soruyu soruş şekillerine çok şaşırmıştım. Birçok yerde ülke ismini söylemeden ‘Welcome toAfrica’ demeleri de aynı şekilde beni şaşırtmıştı. Sanırım Dünya’da üzerinde çok ülke olup da ülkeden önce kıta aidiyetinin olduğu tek yer Afrika. Yani burada da halk once Afrikalı sonra Zambiyalı.

Zambiya sık gidilen Afrika rotasından çıkmak isteyenler için çok iyi bir fırsat sunarken Namibya, Botswana, Zimbabwe, Malawi, Tanzanya, Mozambik ve Angola arasında altkıtanın tam kalbinde yeralıyor.

Yoğun turizm ile bozulmamış bir Afrika için çok güzel bir örnek. Zorlukları ile birlikte büyük bir ülke ama gerçek bir hayat. Dokunulmamış doğası, vahşi hayatın içinde sakin ve huzurlu bir safari deneyimi, nehir kıyısında muhteşem manzaraları, canayakın insanları, muhteşem şelaleleri ile kalabalıklaşmadan görülmesi gereken bir ülke Zambiya.

Güney Luangwa Milli Parkı

Uzmanlar Güney Luangwa Milli Parkı’nı Dünya’nın en iyi vahşi hayat koruma alanlarından birisi olarak gösteriyorlar.Luangwanehri etrafındaki su birikintileri civarındaki vahşi hayvan yoğunluğu Afrika’nın en yükseklerinden birisi. Nehir 9050 km2 lik parkın kandamarını oluşturuyor. Park kışın kuru bir çalılık olan bu bölge yazın yağışlarla yemyeşil bir cennete dönüşerek çok çeşitli hayvan ve bitkilere evsahipliği yapıyor.  40 çeşit hayvan ve 400’ün üzerinde kuş’a evsahipliği yapan bu bölgede tek istisna ne yazık ki gergedanın zamanında çok avlanarak yokolmuş olması.

Burayı çok özel yapanlar: Çok kalabalık olmayan araç trafiği (Kenya gibi daha turizmi gelişmiş ve araçlar arasında telsiz iletişimi olan yerlerde bir hayvan görülünce birçok araba aynı yerde toplanınca çok kalabalık oluyor),zengin hayvan çeşitliliği, yürüyüş safarileri, gece safarileri. suaygırları arasında, vahşi hayatın içinde çadırlarda kalmak.

Şimdi çok ünlü ‘yürüyüş safarisi’ (walking safari) ilk burada başlamış ve tüm Afrika’ya yayılmış. Aslında Safari kelime anlamı olarak yürümek demek, zamanla Avrupalıların önceleri vahşi hayvanları avlamak şimdilerde ise daha çok görmek için yaptıkları turlara deniyor ve bunlarda araçlardan çıkılmıyor. Kısıtlı alanlarda deneyimli rehberler ve silahlı lokal korucu (ranger) eşliğinde yürüyüş safarileri yapılıyor. Biz de bu yürüyüşlerin başladığı bölgede bir yürüyüş safarisi yaparak Zebra, çeşitli kuşlar ve böcekleri yakından görme şansımız oldu. Yürüyüş yapılan yerleri özellikle yırtıcı hayvanların pek olmadığı bölgelerde yapıyorlar ki, ani karşılaşmalarla hayvanları da ziyaretcileri de çok ürkütmesinler.

Güney Luangwa’da kaldığımız kamp tam nehrin kıyısında ve tüm odalar aralarında ağaçlar ile ayrılmış, içinde duş ve tuvaleti, iki kişilik geniş bir yatağı, dolapları olan güzel ve geniş çadırlar şeklinde. Çadırların girişleri fermuarlı ve bu fermuarları odadan çıkınca birbirine bağlamak gerekiyor ki çevredeki meraklı maymunlar açıp içeriye giremesinler. Nehirde yaklaşık kilometrede 50 civarında suaygırı yaşıyor ve bizim çadırların önünde de 15-20 tane suaygırı yaşıyor. Eh buralar onların, biz ziyaretciyiz, onlara saygı gösterip mesafemizi koruyoruz.

Daha önceden çok uyarılmıştık, Afrika’da en fazla insane ölümüne aslanlar veya diğer yırtıcı hayvanlar değil suaygırları neden oluyor. Bunun nedeni de hem çok bölgesel yaşayıp bölgelerine başka hayvanların girmesinden hoşlanmıyorlar, hem de genelde yaşadıklarısudanot yiyerek beslenmeye çıkıyorlar ama narin derileri uzun sure güneşışığında kalınca çatladığı için suya dönmeleri gerekiyor ve bu dönüş yolunda su ile arasında kalan herşeyi bir tehdit olarak algılıyorlar. Yiyecek olmasalar da önlerinde engel oluşturan herşeyi çok kuvvetli çeneleri ile ezip geçiyorlar. Cüsselerinden de beklenmeyecek kadar hızlılar. Akşam hava karardıktan sonra kamp çalışanları eşilğinde çadırlarımıza gidip geliyoruz, gece otlanmak için çıkan suaygırları da 15-20 metre kadar yakınımıza kadar geliyorlar ama sanırım artık burada insanlara da alışmışlar, biz de onlara alıştık ayrı ayrı yemeklerimizi yiyoruz keyifle. Geceleri çadırların arasından geçen suaygırlarımızın önüne engeller çıktığı veya etrafta filler olduğu zaman onlara yaklaşmaktan çekindikleri ve karınları da aç olduğu için homurdanıyorlar ve gece uykumuzun arasında başta şaşırtıcı hatta biraz ürkütücü, sonraları ninni gibi geliyor sesleri. Hatta bir arkadaşımızın ayağı çadıra değiyormuş gece, bir suaygırının çadırına, dolayısı ile de ayağına sürünmesi ile uyanmış gece, sabah bayağı güldük anlatınca. Bir ara öğlen yemeği sonrasında bir fil sürüsü geldi kampımıza ve yemek yediğimiz yerde 3 metre kadar yaklaşan fillerin çadırların arasında dolaşıp kamptaki sevdikleri ağaçların yapraklarını yemesini izledik.

Genelde Afrika’da görülmesi en zor olan hayvanlardan birisi çiftleşme dönemi dışında yalnız yaşayan ve pek utangaç bir hayvan olan Leopar. Güney Luangwa parkında biz 6 ayrı Leopar gördük ki, bu şimdiye kadar Afrika’da yaptığımız 8 safaride gördüğümüz Leoparlardan daha fazla. Bu asil ve güzel hayvanı her gördüğümde ilk kez görmüş kadar etkilenmekten kendimi alamıyorum.

South Lungwamilli parkında birkaç aslan ailesi yaşıyor. Biz 16 üyesi olan aileyi oldukça yakından, birisi arabamızın tamponunda sırtını kaşıyacak kadar yakından gördük. Rehberin söylediğine göre bu yıl milli parkın en heyecanlı olaylarından birisine de tanıklık ettik, normalde suyu hiç sevmeyen aslanlar pek nehire girmiyorlar doğal olarak. Biz orada iken ailenin 8 kadar üyesi bilinmeyen bir nedenle yüzerek karşı kıyıya geçmişler, geri dönmek istiyorlar ve nehrin kıyısında buldukları bir boş kanoya doluşmuşlar öyle bekliyorlar! Kürek çekecek birisini arar gibi kanodan karşı kıyıya bakıyorlar… Kanocuyu yemişler herhalde, ama erken yemişler, karşı kıyıya kadar bekleselerdi ya diye gülüşüyoruz…

Güney Luangwa milli parkını diğer safari bölgelerinden ayıran bir özelliği de gece safarileri olması. Gece kuvvetli bir ışıkla etrafı aydınlatan ve arabanın en önünde kaputun üstüne yerleştirilmiş bir koltukta oturan korucu ışığın yardımı ile karanlıkta ışık gelince gözleri parlayan hayvanları buluyor ve aydınlatıyor. Gece avlanan noktürn hayvanları görmek için çok iyi bir fırsat. Bir de araçların üstü ve yanlarının açık olması da burada çok iyi, etrafı çok geniş ve ferah bir şekilde görebiliyor, hayvan görünce de ayağa kalkmadan seyredip, resmini çekebiliyorsunuz, kiz zaten bu etrafı açık araçlarda hayvanlara yaklaşılınca ayağa kalkmak ve ses çıkartmak yasak. Bu gece safarisi ile 1 yaşına gelmiş olan yavrusuna avlanmayı öğreten bir Leopar anne, sırtlan, Genet, Civit, fil, yeni avlamış olup çok tok oldukları için uyuyan dişi aslanlar ve yalnız avlanan bir erkek aslan gördük, ki bu da çok sık rastlanan bir durum değil. Özellikle yetişkin erkek aslanlar genelde kendileri avlanmayıp dişilerin avladıkları avların ilk aslan payını alıyorlar, veya manda gibi büyük avlarda avı öldürecek son yere indirme görevini yerine getiriyorlar. Akşam bir manda sürüsüne saldıran erkek aslanı görüyoruz, birkaç kez sürüye saldırıyor, bir mandanın sırtında görüyoruz, sonra mandaların kaçıştığını, erkek aslanın da hiçbirşey olmamış gibi sakin sakin yürüyerek sürüyü takip ettiğini görüyoruz, ağaçların arasında kayboluyorlar. Ertesi sabah erkenden aynı erkek aslanı bir manda yavrusunu yerken buluyoruz bir ağacın altında; av başarı ile sonuçlanmış. Aslanların kullandığı bir avlanma taktiği olarak sık sık aynı sürüye saldırarak annelerin dikkatlerini dağıtıp, bir yavruyu tek yakalayınca da avlıyorlarmış.

Bir köy ve okul da gezdik Güney Luangwa’da. Ne kadar küçük paralar ve yardımlarla hem çocuklar ve köylüler hem de vahşi hayatı korumak için ne kadar iyi projeler yapılabileceğini görmek çok çarpıcı bir öğrenim ve deneyimdi. Çocukların okul koşulları ve cana yakınlıkları da bir o kadar çarpıcı.

Aşağı Zambezi Milli Parkı

Aşağı Zambezi Zambiya’nın en yeni milli parkı ve bu nedenle de en az gelişmişi, ki asıl güzelliğini de bu dokunulmamışlığına borçlu. Diğer milli parklardaki kadar farklı hayvan çeşidi olmamasına rağmen Zambezi nehrinin kanallarında hayvanlara çok yaklaşma fırsatları muhteşem! Park Zimbabwe’nin ünlü Mana Pools Rezervinin tam karşı kıyısında, yani nehrin her iki kıyısı da çok büyük birer vahşi hayat koruma alanı.

Burayı çok özel yapanlar dokunulmamış doğası ile birlikte nehir kıyısındaki muhteşem manzaraları, nehirde balık avlama ve tekne gezintileri, kendi kullandığınız kanolarla suaygırları, timsahlar ve kıyıda da filler arasından kürek çekme fırsatları.

Zambezi nehrinde kendinizin kürek çektiğikanoturu gerçekten çok keyifli ve özgün bir deneyim. Rehberler çok deneyimli oldukları için kanoları bir sıra halinde nehirde suaygırları ve timsahların yaşadıkları yerlerden güvenli bir uzaklıkta seyretmesini sağlıyorlar. Kanolara da istenirse kürek çekecek bir rehber veriyorlar, zaten akıntı ile gidildiği için pek de kürek çekmek gerekmiyor. Yolda bir adacıkta da içki molası ile çok keyifli bir aktivite. Kıyıya su içmeye gelen filleri desudanoldukça yakından görmek gerçekten etkileyici, zamanında çok fazla kaçak avlananlardan dolayı burada filler insanlardan ürküyor ve gördüklerinde ya kaçıyorlar, ya da erkekler, özellikle de genç erkekler kulaklarını açarak ve bağırarak bizi protesto ediyorlar. Nehirden bu iri fillere iyice yaklaşmak gerçekten çok etkileyici.

İsteyenler için nehirde balık avlama fırsatı da veriyorlar. Yalnız türü azalmış olan Kaplan balığını (Tiger fish) yakalayıp tekrar canlı geri bırakmanız koşulu ile, ki ben de aynen böyle yaptım küçük ama testere dişli bir Kaplan balığı yakalayınca.

Safari turlarımızdan birisinde burada da yeni impala avlamış, yarısını yiyip yarısını ağaca çıkaramayacak kadar tok olan bir leopar gördük, kocaman karnı ile ağacın yüksek dallarının arasında kestirirken, göz ucu ile de bizi değerlendirip, zararsız olduğumuza karar verince uykusuna geri dönüyor. Biraz sonra 8 aslanlık bir grup görüyoruz, bunlar da pek alışılmadık şekilde ağaçlara tırmanmışlar ve dalların üzerinde ve arasında dinleniyorlar. Daha önce bunu bir kez de Uganda’da Ishasha kampında görmüştük. Özellikle yavrular annelerinin yanında dalların arasında oynarken çok şirinler.

Tüm bu enteresan, az rastlanır olayları, deneyimleri, dokunulmamış huzurlu doğası, etkileyici manzaraları ile Zambiya unutulması zor bir seyahat.

Levend İskit

blank

Far’n Away Travel Yönetici Ortakları, Traveller Made tarafından yılın en iyileri seçildi!

Lüks seyahat sektöründeki en iyi oteller, servis sağlayıcıları ve özel davet ile seçilen seyahat acentelerinin üye olduğu Traveller Made® (Serandipians) network ağı, Mart 2019’da 14 ayrı kategoride dünyanın en iyilerini açıkladı. Üç sene üst üste aynı ödüle aday gösterildikten sonra Far’n Away Travel’ın yönetici ortakları Meltem ve Levend İskit, 390 acente arasında ‘Destinasyon Bilgisi’ konusunda dünyanın en iyileri seçildi. Traveller Made’e üye olan otel ve destinasyon partnerlerinin oylamaları sonucu, dünyanın en prestijli şirketlerinin de olduğu bir platformda bu ödülü bir Türk şirketi olarak almış olmak bizi son derece gururlandırdı. Ayrıca şirketimizdeki tüm seyahat danışmanlarımız eksiksiz olarak Traveller Made’in en üst seviye seyahat tasarımcıları olarak değerlendirildiler. Bu ödül üzerine de 2020 ve 2021 yıllarında Levend İskit yine 2 farklı dalda Dünyanın en iyileri arasında aday gösterildi.

Meltem & Levend İskit’in bu ödüle dair HELLO! dergisine verdiği röportajı buradan görüntüleyebilirsiniz.